VAN

Arkeolojik araştırmalara göre Van ili yazılı tarih öncesi dönemleri M.Ö. 5000 - 3000 yılları Kalkolitik dönem başlarına kadar uzanmaktadır. M.Ö. 2000 yılında bu bölgede ilk olarak devlet kuranlar Hurrilerdir. Daha sonra Hurrilerin bölgedeki devamı olan yerli kavimler tarafından M.Ö. 900 yıllarında başkentleri Tuşba ( VAN) olan Urartu devleti kurulmuştur. Urartular M.Ö. 612 yılına kadar Van Bölgesinde güneyde yukarı Mezopotamya'ya kadar uzanan topraklarda hüküm sürmüşlerdir. M.Ö. IX. Yüzyılda Kral Sarduri tarafından Van kalesi yaptırılmıştır. M.Ö. VII. Yüzyıl başlarında Mezopotamya'dan Anadolu'ya akınlar düzenleyen Asurlular, Van kalesini ele geçirince, Urartular Tuşba yakınlarında Rusahinili (Toprakkale) şehrini kurarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. M.Ö. 612 yılında Anadolu'ya gelen Medler, büyük Urartu Kırallığı'na son vermişlerdir.

Yerleşik bir nizam kuramayan Med Krallığı, Persler'e yenilip yıkılınca Van ve yöresi M.Ö. 332 yılına kadar Pers, M.Ö. 129 yılına kadar Büyük İskender'in doğu seferinden sonra Makedonyalılar ve M.Ö. 88 yılına kadar da Partların egemenliğinde kalmıştır.

Tarihi dönem içerisinde Van ve yöresi Romalılar ile Sasaniler arasında çatışma sebebi olmuştur. M.S. 395 yılına kadar Sasani, sonra da Bizans egemenliğinde kalmıştır. Hz. Osman zamanında Bizans'ı bozguna uğratan Müslüman orduları 644 yılında Van ve yöresini ele geçirmiş, bu hakimiyet Emevi ve Abbasi devletleri tarafından da sürdürülmüştür. Eskiden beri Van bölgesinde yaşayan Ermeni azınlığı, kısa bir süre Van çevresinde bir krallık kurmuş ve İslam İmparatorluğu'na tabi olmuşlardır. Hıristiyan sanatının mühim bir eseri olan Akdamar Kilisesi, aynı adı taşıyan ada üzerinde Kral Gagik tarafından 915-921 yılları arasında yaptırılmıştır.

Çağrı Bey döneminde Anadolu'ya keşif amaçlı yapılan seferler, 1071 Malazgirt zaferiyle neticelenmiş, Van ve çevresi Büyük Selçuklular'ın egemenliğine girmiştir. Büyük Selçuklular'dan sonra bir süre Eyyübi egemenliğinde kalan şehir, 1230 yılında Karakoyunlular'ın hakimiyetine girmiştir. Bu tarihlerde eski Van şehrinde bulunan Ulu cami, Karakoyunlu Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Karakoyunlular'ın Uzun Hasan'a mağlup olmalarıyla Van ve havalisi Akkoyunluların eline geçmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Safevi Devleti'ni yenen Osmanlı orduları 1458'de Van'ı fethetti ve bu fetih 1555 yılında yapılan Amasya Antlaşması ile kesinlik kazanmıştır. Van Beyler Beyliği'ne atanan Hüsrev Paşa ve Kayaçelebizade Koçi Bey, kendi adlarını taşıyan birer cami yaptırmışlardır. Aynı dönemlerde "Kitap-ı Lugat-ı Vankulu" adlı eser Vankulu Mehmet Efendi tarafından hazırlanmıştır.

XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Van'da ekonomik bakımdan güçlü olan Ermeniler ihtilal cemiyetleri kurarak Ruslar'ın da desteğiyle silahlanmaya başlamış, 1915'te bir çok kaza ve köyde katliama girmişlerdir. Aynı yıl Van'ı istila eden Ruslar, Ermenileri destekleyerek şehri ateşe vermiş ve Osmanlı ahalisi şehri boşaltmak zorunda kalmıştır. 1918 yılında Van, yıkılıp yıkılarak büyük oranda nüfus kaybına uğradığından, bugünkü yerinde yeniden kurulmuştur.

Başlayan Türk harekatı karşısında işgal ettikleri topraklardan çekilen Ruslar ve Ermeniler, doğudaki aşiretlerin de desteğiyle tamamen Anadolu'dan çıkarılmış ve Türk ordusu 2 Nisan 1918' de Van'a girerek şehri kurtarmıştır. 16 Mart 1921' de imzalanan Moskova antlaşması ile Ruslar Van ve Bitlis'e ait isteklerinden vazgeçmişlerdir. 29 Ekim 1923'te Vilayet merkezi olan Van'da Devlet ve belediye tarafından alt yapı çalışmaları başlatılmış, savaştan yakılıp yıkılan şehir yeniden inşa edilmiştir.

 Van İsminin Kaynağı  bu konudaki bilgiler tam olarak açıklığa kavuşturulmamış ve bu bilgiler rivayetlerden öteye gidememiştir. Evliya Çelebi , "Seyahatnamesi"nde Büyük İskender' in Van Kalesi'ndeki Vank adlı bir mabet den esinlenerek buraya Van adını verdiğini söylemektedir. Bir rivayete göre de, şehri genişletilip güzelleştiren VAN isimli şahsın adından dolayı şehre bu ismi verilmiştir. Bu konuda akla en yatkın görüş ise, Urartuca Biane veya Viane'den çıkmış olduğudur. Çünkü Urartulular kendilerine Bianili demişler ve Urartuların hakim devrinde Biane adı altında birçok şehir ve insan topluluğu Van şehrinde toplanmıştır.

 Eski Van ŞehriKalenin güneyinde eski şehrin kalıntıları bulunuyor. Eski kent, I. Dünya Savaşı sonuna kadar yerleşime açık olmuş, sonra da tümüyle boşaltılmıştır. Tarihi kent gezisi sırasında gezginler Ulu Cami, Hüsrev Paşa Külliyesi, Kaya Çelebi Cami ve çoğu tahrip olmuş eski evler,

Van Kalesi

Bir ekmek teknesidir Anadolu; yüzyıllar boyunca  binlerce uygarlığın iç içe, barış içinde, kardeşçe yaşadığı, farklı dinlerden, farklı kültürlerden  fakat özünde bir olan medeniyetlerin yoğrulduğu bir ekmek teknesidir.

Her yöresinde ayrı bir güzellik, ayrı  bir maneviyat. Bir nevi tarihin şekillendiği yerdir. Van şehri de bu güzellikleri tarihi,gölü, yeşili,güneşiyle Anadolu'nun önemli kentlerinden birisidir.Bir zamanların Tuşpa'sından  kimler gelip geçmemiştir ki ; Frigler, Asurlular, Persler, Yunanlılar, Makedonyalılar, Romalılar, Safeviler, Ermeniler, Sasaniler, Araplar... Her uygarlık kendinden bir şeyler katmış, yeni tatlar kazandırmıştır bu şehre ve bu kazanımlardan en önemlilerinden bazıları kalelerdir. Van Kalesi, Toprakkale, Hoşab Kalesi, Çavuştepe Kalesi, Aznaf Kalesi, Çelebibağ Kalesi olmak üzere adeta bir kaleler cennetidir Van. Bunlardan en önemlisi Van Kalesi'dir.
 
Van Kalesi; Van şehir merkezine 5 km. uzaklıkta bulunan Van Gölü kıyısında ovaya hakim bir yüksek kayalık üzerine inşa edilmiştir. Büyük bir kaya kütlesi üzerine inşa edilen kale; 20-120 mt.  değişen genişlikte, 1800 mt. uzunluğunda ve 100 mt. yüksekliktedir. Tuşpa adıyla uzun süre Urartu devletinin başkentliğini yapan kale, Urartu kralı Lutupri'nin oğlu Kral I.Sarduri tarafından M.Ö. 9 YY.'da yaptırılmıştır. I.Sarduri'nin döneminde çevredeki feodal beylikleri ve kabileleri bir araya getirilip şimdiki Van'ın yerinde Tuşpa adı verilen başkent oluşturulmuştur. 
 

Van Kalesi

Kale, Urartuların M.Ö. VII. yüzyıl başlarında yenilerek Toprakkale'ye taşınmaları üzerine Asurların eline geçmiştir. 1915 yılına kadar sürekli iskan edildiği bilinen kale, orta çağda Selçuklu ve Karakoyunlular tarafından tahkim edilmiş, son şeklini ise Osmanlı döneminde almıştır.

Van Kalesi

Urartuların inşa ettiği kalelerin en görkemlilerinden birisidir Van Kalesi. Iç kale ve dış kale olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Iç kaledeki Urartu döneminden kalma en önemli yapılar Sardur (Madır) Burcu, sur duvarları, Urartu kralları Menua ve I.Argişti'ye ait mezarlar, su sarnıcına ulaşan Binbir Merdiven, Açıkhava tapınağı ve Analıkız olarak bilinen iki ayrı tapınaktır.


Osmanlı döneminde kale tamamen askeri amaçlı olarak kullanılmıştır. Asıl şehir kalenin güneyinde kurulmuştur. Burası da surlarla çevrilmiş. 1915 den sonraki tahrip olmuş haliyle günümüze ulaşmıştır.


Üç asır boyunca Van'da hüküm süren Urartuların en büyük özelliği Madır Burcu yazıtından başlayarak, yaptıkları herşeyi gelecek nesillere aktaracak yazılı kaynaklar bırakmış olmalarıdır. Urartular’dan kalan 500'e yakın yazılı kaynaktan öğrendiğimize göre göl ve dağlar onlar için son derece kutsaldır. Urartular'da 79 tanrı ve tanrıça bulunmaktadır.
 

Van Kalesi

Kalenin önemli diğer bir yapısı da, I. Argişti'ye ait kaya mezarıdır. Hemen bunun dışındaki kaya üzerinde, Urartular'ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan Horhor Yazıtları bulunur. Kalenin kuzeydoğu tarafında II. Sarduri döneminde yapılmış olan, iki anıtsal nişten oluşan ve bugün halk arasında Analıkız olarak adlandırılan bir açık hava tapınağı yeralmaktadır

Van Kalesi

Kale, Urartuların M.Ö. VII. yüzyıl başlarında yenilerek Toprakkale'ye taşınmaları üzerine Asurların eline geçmiştir. 1915 yılına kadar sürekli iskan edildiği bilinen kale, orta çağda Selçuklu ve Karakoyunlular tarafından tahkim edilmiş, son şeklini ise Osmanlı döneminde almıştır.
 

Van Kalesi

Van Kalesi'nin güneyinde yer alan yaklaşık 500.000 m²'lik Eski Van Şehri'nin Urartular döneminde ne şekilde kullandığına dair tarihi belge ve herhangi bir iz bulunmamaktadır. Şehrin doğu, güney ve batısı surlarla, kuzeyi ise Van Kalesi ile çevrelenmiştir. Şehrin girişi surlarda açılan dört kapı ile sağlanmaktadır. Surların hangi tarihte ve kim tarafından inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, bazı tarihi kaynaklarda ilk kez, Akkoyunlular döneminde yörede "bat" adı verilen topraktan yapıldığı belirtilir. Bu eski şehirde (Tuşpa) Selçuklu dönemine ait Ulu Cami, Osmanlı dönemine ait Hüsrev Paşa Cami, Kaya Çelebi Cami, Hamamlar (Çifte Hamam) Kümbetler (Ikiz Kümbet) ve çoğu tahrip olmuş eski evler dikkat çekici eserlerdir.

Van Kalesi fethedildiğinde kalenin iç hisarı topraktan olduğu için acele olarak tamir görmüş; aynı yerin 1515'de taş ve topraktan yapılmasına teşebbüs edilmiş ise de başarılı olunmamıştır, Kale tamirinin, Van Eyaleti sancak ve hükümet beyleri tarafından yapılması, devlet hazinesinden ve halktan hiç bir şey alınmaması usûldur.

Van Kalesi

Urartulardan Osmanlılar'a kadar yerleşime sahne olan Van Kalesi'ne Osmanlı döneminde, iç kale sur duvarları, iki giriş kapısı, cephanelik, ambar, kuleler ve Van'daki ilk Islam eseri olma özelliğini taşıyan Süleyman Han Cami eklenmiştir. Tahkimatı sağlayan beden duvarları, burçlar ve kuleler moloz taş, kerpiç ile kesme taş malzeme ile yapılmıştır. Bu duvar ve tahkimatlar kuzeyden kalenin siluetini oluşturmaktadır. Osmanlı döneminde kale tamamen askeri amaçlı olarak kullanılmıştır. Asıl şehir kalenin güneyinde kurulmuştur. Burası da surlarla çevrilmiş. 1915 den sonraki tahrip olmuş haliyle günümüze ulaşmıştır.

Osmanlı-Safevi savaşlarında önemli bir askeri üs olan Van Kalesi'ne, sulh bozulduğunda Safevi askerlerinin ilk saldıracağı yerler arasında bulunması sebebi ile, Osmanlılar tarafından büyük önem verilmiştir. Nitekim kalede bulunan mağaralara askeri malzeme ve zahire doldurulmuş olup Divan-ı Hümayun'dan Van beylerbeyliğine gönderilen hükümlerde kalede bulunan silahların temiz tutulup çürümesinin önlenmesi, zahireyi bozulmaya bırakmayıp ahali ile değiştirilmesi emredilmiştir. Kalenin fethini müteakip burçlara ve bir kısım mağaralara açılan deliklere çok sayıda Balyemez Toplar yerleştirilmiştir. 1534-1535 yılları arasında gerçekleşen Iran seferiyle Bağdat,Tebriz, Van gibi önemli merkezler Osmanlıların eline geçmiştir. Ancak aynı dönem içerisinde Rumeli'de Macar Kralı Ferdinand ile yaşanan bazı savaşlar sonucu Osmanlı Devleti kuvvetlerini Rumeli'ye kaydırmış ve bu dönemlerde Van ve çevresi tekrar Safevilerin eline geçmiştir. Rumeli'deki tehlikenin geçmesinin ardından Kanuni Sultan Süleyman 29 Mart 1548 tarihinde Osmanlı ordusunu Iran üzerine yöneltmiştir. 15 Ağustos 1548'de Van Ovasında Padişah otağı kurulmuş ve Sadrazam Süleyman Paşaya Van Kalesinin fethinin buyruğu verilmiş; 25 Ağustos 1548 tarihinde bir daha el değiştirmemek üzere Osmanlı egemenliğine girmiştir.

Van Kalesi fethedildiğinde kalenin iç hisarı topraktan olduğu için acele olarak tamir görmüş; aynı yerin 1515'de taş ve topraktan yapılmasına teşebbüs edilmiş ise de başarılı olunmamıştır, Kale tamirinin, Van eyaleti sancak ve hükümet beyleri tarafından yapılması, devlet hazinesinden ve halktan hiç bir şey alınmaması usûldur. Nitekim Kalenin bazı kısımları 1568, 1572, 1582 ve 1660/1661'de Van beylerbeyinin nezareti altında sancak ve aşiret beylerine tamir ettirilmiştir. Ancak, Osmanlı-Safevi savaşları sebebiyle sancak beylerinin kale tamiri yapamamaları üzerine, bu işi devlet üstlenmiş ise de bu usul 1774 yılına kadar devam etmiş; bu tarihte gönderilen bir hükümle, tamirin eskiden olduğu gibi Van eyaleti sancak beylerinin kapı halkına ve ona tabi olanlara yaptırılması emredilmiştir.

Van Kalesi

Van Kalesi, şehri, şehir halkını ve sefer için gerekli malzemenin muhafazası yanında, suç işleyenler için bir çeşit hapishane vazifesi görmüştür.Nitekim Nisan 1568'de Tebriz'den gelip Van pazarında Hz. Muhammed'e küfrettiği sabit olan Şükrullah, Van Kalesi'ne hapsedilmiştir. Yine Aralık 1577'de şah-kulu Alaeddin, suçundan dolayı Kaleye hapsedilmiştir. Van Kalesi'nde kale görevlileri iç hisarda oturmakta olup sayıları şartlara göre değişmektedir. Nitekim 1577'de Van'dan Erciş Kalesi'ne kale muhafızı gönderilirken, 1635'de Safevilerin Van'ı muhasarası, IV. Sultan Muradın Şark seferi sebepleriyle Van Kalesi'ne 100 nefer cebeci tayin edilmiştir. Kaledeki topçular, topçu başıları tarafından talim ve terbiye görmektedir. Evliya Çelebi'ye göre yaz-kış tüm hisarlarla beraber Van Kalesi'nde 500 kişi nöbet beklemekte, kolluk tutan ağa ve çavuşların sayıları 24'ü bulmaktadır. Bir saldırı olduğunda saldırı, meşale yakmak, mehter çalmak gibi usullerle haber verilmektedir. Kale burcuna yağan karların süpürülmesi kalede oturan Hristiyanların görevidir.

Van Kalesi

Van kalesi bugünde ayakta olmasına rağmen bakım ve ilgiden yoksundur. Umarız bu tarih abidemiz gelecek nesillere ulaşır.  

Türkiye’de kedilerden bahsederken ilk akla gelen türlerin başında gelir Van kedisi: Cana yakınlığı, beyaz, ipeksi kürkü, aslan yürüyüşü, tilki kuyruğuna benzeyen uzun ve kabarık kuyruğu, değişik göz renkleri ve suya olan düşkünlüğü ile. Van Kedisi, dünya üzerinde melezleşmeyen, saflığını koruyabilmiş canlıların başında gelir. Bu özelliği onu, hem kedi dünyasının hem de diğer canlıların yıldızı haline getirir.



Anadolu’ya tam olarak ne zaman ve nasıl geldiği bilinmeyen Van kedileri, diğer canlılarda olduğu gibi bulunduğu bölgenin şartlarına ayak uydurdular. Türkiye’nin en yüksek dağlarının bulunduğu Doğu Anadolu bölgesindeki yüksek sıcaklık farklarına kürkleri sayesinde kolayca ayak uydurabilir Van kedileri. Yılda en az 6 ay karlarla kaplı bu bölgede uzun tüyleriyle kar ve soğuktan korunurken, yazın birden ısınan hava nedeniyle tüylerini dökerek Van Gölü’nün ılıman iklimine uyum sağlarlar. Ancak yaygın olan yanlış bir inanış vardır ki, o da bu kalın kürkü nedeniyle Van kedilerinin üşümediğidir. Halbuki, kediler, kürkleri kalın olmasına rağmen soğuktan etkilenir ve üşürler.

Van kedilerinin diğer kedilerden ayrılan ilginç bir özelliği vardır. Bu kediler suyu çok severler ve yüzerler. Eğer suya doğru gidiyorsa, bu zorunluluktan değil, sadece zevktendir. Özellikle ılık ve sığ sularda yüzmeyi seven Van kedileri, evlerde musluktan damlayan sulara pati atar ya da banyoda size eşlik eder.

 

  Özellikleri


Van kedilerinin özelliklerinden biri tüylerindeki iki renkliliktir. Hatta bu iki renklilik karakteristik bir özellik olarak bilinir. Bu farklı renkler kulaklarının çevresinde ve kuyruğunda olmak üzere vücudunun iki farklı bölgesinde bulunur. Çok nadir olarak da vücudunda görülebilir.

Van Kedisi'nin postu kalın, tüyleri normal uzunluktadır. Yazın diğer kediler gibi tüy değişimi yaşar ve o dönemde tüyleri azalır. Kışın yeniden eski rengini ve beyaz bir kar topu halini alır. Bu uzun kuyruklarına sahip olmakta bazen zorlanabilirler; öyle ki, başlarını kollarının üzerine koyup, kuyruklarını altlarına alırlar. Van kedileri, diğer türlere oranla biraz daha iricedir. Erkeklerde vücut ağırlığı ortalama 3,5kg, iken dişilerde 2.8kg. olur. Vücutları uzun ve kaslı bir yapıda ve kemikleri iridir.

Kocaman, geniş pembe kulaklara sahip Van kedisi. Kulaklarda dibe doğru bir yuvarlaklık göze çarpar. Bazen yavruların iki kulağı arasında bir-iki siyah benek görülebilir. Van kedilerinde sağırlığın yaygın olduğu sanılsa da bu Ankara kedisinin bir özelliğidir. Van kedileri, tek göz ve mavi gözlü kedilerde ancak %2-3 civarında sağırlık vardır.

Van kedileri gözleri ve tüyleri nedeniyle Ankara kedisi ile sıkça karıştırılır. Van kedilerinin gözleri her ikisi mavi, her ikisi kehribar veya bir gözü mavi diğer gözü kehribar renkte olmak üzere üç çeşit olabilir. Mavi renk, daima turkuvaz mavisi özelliğinde olurken, kehribar rengi farklı tonlarda görülebilir. Mavi gözlü kedilerde, mavi gözlü kısa, kadife kürklü ve mavi gözlü-uzun ipek kürklü kediler diye ayrılır.

Van kedilerinde, yeni doğan yavruların gözleri grimsi renktedir. Yavru kedinin doğumundan 25 gün sonra göz renkleri farklılaşmaya başlar ve 40 gün sonra da göz renkleri netleşir.

Van kedileri, her yıl Şubat, Mart ya da Haziran aylarından birinde kızgınlık periyoduna girerler. Bu periyot yaklaşık 10 gün sürer. Kızgınlık döneminde gebe kalırlarsa genellikle o yıl içinde bir daha kızgınlık göstermezler. Gebelik süresi 62 gündür. Gebeliğin birinci ayından sonra karın şişmeye başlar ve bu dönemden itibaren karnını kimseye dokundurtmaz. Van kedisi de diğer kedilerde olduğu gibi gözlerden uzakta doğurmayı sevdiğinden, birinci ayın sonundan itibaren ıssız ve karanlık yer aramaya başlar. Van kedisi bir batında dört yavru doğurur.

Van kedisi yavrularında genellikle iki kulak arasında bir - iki siyah nokta olduğu görülür. İki siyah nokta taşıyan yavruların çoğu tek renk gözlü olur. Ve bu siyah noktalar, adeta tek-göz kedilerin mührüdür. Ancak baştaki bu siyah noktalar doğumdan sonra bir iki ay içinde kaybolur. Ve bazen sayıları 8-30 arasında değişen miktarda siyah kıllar olarak kalır.

Kediler bir sahipten çok bir mekanı benimserler. Kendi hakimiyetlerini kurdukları alanlarda yabancı bir kedinin barınmasına çoğu zaman imkansızdır. Kedilerin mekan değiştirmekteki inatçılığı, Van kedilerinde fazla görülmez. Kediler, yeni yerlerine alışamıyor veya beğenmiyorsa eski evine dönmeye çalışırlar. Hatta kendi evine dönmeye çalışırken kilometrelerce yol kat etmiş kedileri duymuşsunuzdur. Van kedilerinin farkı, bu yeni yaşama alanlarına 20-30 gün içinde adapte olabilmeleridir.

Van kedisi, sevilmekten çok hoşlanır ve kendisine gösterilen sevgiye aynı şekilde karşılık verir. Sevgi istekleri özellikle gebelik döneminde daha artar. Kendisini sevenlerin kucağına çıkıp, okşayan elleri önce hafifçe ısırır sonra yalayarak sevgi gösterisinde bulunur ve mırıldanır. Yemeği verildiğinde yemeden önce minnet göstermek için bacaklara sürünme huyu vardır. Tuvalet ihtiyacını duyduğunda da, kapının önüne giderek miyavlayarak kapının açılmasını ister, eğer kapıyı açan yoksa bunu kendi başına halletmeye karar verir ve kapı koluna uzanıp çekerek kapıyı açar.

Van kedileri kendi aralarında ve insanlarla haberleşmek için bir takım sesler çıkarırlar. Çıkarılan bu sesler onların hissi durumları ile ilgilidir. Kedilerin miyavlamaları isteklerine göre çeşitlilik gösterir. Bu miyavlamanın bir kısmı insanlarla olan ilişkileri, bir kısmı yavrularıyla veya erişkinlerde seksüel aktivite ilgili haberleşme şeklidir. İhtiyaçlarına göre çıkardıkları seslerin yüksekliği ve frekansları değişir. Van kedisi sabahleyin sahibiyle karşılaşmasında yüksek sesle miyavlayarak sevincini gösterir. Acıktığında mutfak kapısına doğru giderek, acıktığını belirtecek şekilde miyavlar.

Ankara Kedisiyle Farkları


Van kedisi diğer türler içinde en çok Ankara kedisi ile çok karıştırılır. Halbuki çok belirgin farklıları vardır iki türün. Bunlardan bazıları:
Van kedisinin gözleri badem şeklinde ve kehribar rengindeyken Ankara kedisinin gözleri yuvarlak yapıda ve mavi-sarı renktedir.
Van kedisinin yüzü daha yuvarlak, Ankara kedisinin sivridir.
Van kedisinin baş ve kuyruk kısmında sarı lekeler bulunur, Ankara kedisi ise genellikle bembeyazdır.
Ve Van kedisinin tüyleri Ankara kedisine göre daha kısadır.

Kaynak: Kedigen.Com

     

      Van Gölü veya yöresel adıyla Van Denizi, Tatvan ilçesi sınırları içinde bulunan Nemrut volkanik dağının patlaması sonucu oluşan kraterde biriken suların oluşturduğu varsayılan volkanik bir göldür.

      Çok sayıda koyu bulunan Van Gölü'nün yüzölçümü 3.713 km²'dir. Van Gölü hem tatlısu hem de deniz ekosistemlerinden farklı bir sucul ekosistemdir. Suları tuzlu ve sodalıdır. Göl suyu tuzluluk oranı %o19, pH'sı ise 9.8 dir. Göl su seviyesi iklime bağlı olarak yükselip, düşmektedir. Ancak ortalama olarak denizden yüksekliği 1646 metredir. Gölün ortalama derinliği 171 m, en derin yeri ise 451 metredir. Gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar; Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik özelliğe sahiptir ve 1990 yılında Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmişlerdir. Göl üzerinde feribotlarla Tatvan-Van demiryolu bağlantısı sağlanmakta; aynı zamanda bu demiryolu, İstanbul-Tahran demiryolu hatlarını da bağlamaktadır.

      Van Gölü dünyanın en büyük sodalı gölüdür. Gölün tuzlu-sodalı suları, biyolojik çeşitliliği sınırlamaktadır. Gölde bilinen 103 tür fitoplankton, 36 tür zooplankton ve tek bir tür balık (inci kefalı, Chalcalburnus tarichi) yaşamaktadır. Göl etrafı karadan 430 km.'dir.

Ulu Cami

Eski Van şehrinde Tebriz Kapı ile İskele Kapı arasında yer almaktadır. Bugün oldukça harap olan yapıyı, 1913'deki W. Bachman'ın fotoğraf ve çizimleri ile 1970-1971 sezonlarında Prof. Dr. Oktay Aslanapa'nın yapmış olduğu kazılarda elde edilen buluntularla tanımak mümkün olmuştur. 0. Aslanapa'nın camiyi 14. yüzyıl başlarına tarihlendirmesine karşın, tarihi sürece ve yapı hususiyetlerine baktığımızda Selçuklu devrinde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. 15 71 tarihli Van vilayeti evkaf tahrir defterinde Cami-i Kebir'in Şah-ı Ermen evkafından olduğunun belirtilmesi bunu teyid etmektedir.

    İşte Ulu Cami, Van Gölü çevresinde hakimiyet kuran Ahlatşahlar'dan I. Sökmen (1100-1112) veya II. Sökmen (1128-1185) zamanında yapılmış olduğu kabul edilmektedir. Dikdörtgen planlı cami, mihrab önü kubbeli ve çok destekli camiler grubuna girmektedir. Camiye kuzey duvarın batı köşesine açılmış bir taç kapıdan girilmektedir. Kuzey tarafına Osmanlı döneminde bir bölüm eklenmiştir. İç mekan, mihrab önünü örten mukarnaslı bir kubbe ile, bunu yanlardan çevreleyençapraz tonozlarla örtülü bölümlerden oluşmaktadır. Günümüze kadar ulaşan minaresi kuzeybatı köşede yükselmektedir. Tuğladan silindirik gövdeli olup, şerefeden sonrası yıkılmıştır. Günümüze ulaşmasa bile, aslında, süsleme ve mimari özellikleri bakımından oldukça hususiyetli iç mekana sahip olduğu eski resimlerden anlaşılmaktadır. Süslemeler iç mekan duvarlarında, mihrab ve dış cephedeki taç kapıda yoğunlaşmıştır. Tuğla ve alçıdan yapılmış süslemeler geometrik, bitkisel ve yazı örneklerinden oluşmaktadır.
    Bugün minaresi ile temel seviyesinde duvarları mevcut yapının Van'da Selçuklu izlerini göstermesi açısından önemi büyüktür.

                              

  Kayaçelebi Cami

 

Eski Van’ın günümüzde kullanılan tek mimari eseri olan Cami, 17.y.y.’da yapılmıştır. Plan ve mimari bakımından Hüsrev Paşa Camii örnek alınarak yapılan Kayaçelebi Cami, kare planlı olup üzeri tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Kuzeyde beş gözlü son cemaat yeri ve kuzeybatıda dışa taşıntı yapan bir minare ile küçük bir avlu yapıyı tamamlamaktadır. Yapımında renkli taş kullanılmıştır.

 

Hüsrev Paşa Cami ve Külliyesi

Eski Van Şehri’nde yer alan külliyenin, çekirdeğini Hüsrev Paşa Camii oluşturmaktadır. Mimar Sinan’ın eseri olan Cami, 1567 tarihlidir. Yaklaşık kare planlı olan harim mekanının üzeri tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Beş gözlü son cemaat yeri yıkılmıştır. Kuzeybatıda minare yer alır. Kapı üzerinde kitabesi bulunmaktadır. İç mekan, beden duvarları ile kubbe kasnağında yer alan çok sayıdaki pencere ile aydınlatılmıştır. 2.00 m. yüksekliğe kadar duvarları kaplayan çinilerin Rus işgali sırasında sökülerek Leningrad Müzesi’ne götürüldüğü söylenmektedir. Süslemelerin birçoğu günümüze ulaşamamıştır. Dışa taşıntılı mihrap kalker taşından yapılmıştır. Dış cephedeki renkli taş işçiliği dikkat çekicidir. Cami dışında külliye, medrese, imaret, sıbyan mektebi, han, hamam, türbe ve misafirhaneden meydana gelmektedir.

 

Kızıl Cami


 
 Eski Van'ın doğusunda Tebrizkapı mahallesinde bulunmaktadır. Sinaniye Cami veya Tebriz kapısı Camisi olarak da adlandırılmaktadır. Bugünkü caminin minaresi Selçuklu döneminden, cami kısmı ise, Osmanlı devrinden kalmadır. Üzerinde kitabe bulunmadığından hangi tarihte yapıldığı belli değildir.
    Selçuklu devrinden kalma minare kare kaide üzerinde silindirik gövdeli olarak yükselmektedir. Kaide kısmı kesme taş, gövde tuğladan gerçekleştirilmiştir. Gövde üzerinde geometrik geçmeli bir şerit dolanmaktadır. Bu şeridin alt ve üst kesimlerinde baçini olarak adlandırılan çini tabaklar yer almaktadır. Bu minarenin de üst kesimi yıkılmıştır.
    Sonradan yapılan cami enine dikdörtgen planlı olup, orta bölüm kubbe yanlar beşik tonozlarla örtülmüştür. Camiden duvarların bir kısmı gelmiş ve üst örtü tamamen yıkılmıştır. Camiye kuzey cepheye açılmış bir kapıdan girilmektedir. Biri son cemaat yerinde, diğeri harimde olmak üzere iki mihrabı bulunmaktadır.
    Minare ve cami farklı dönemlere işaret etmektedir. Yalnız minare, Selçuklu devrinden önemli bir kalıntıdır.

Horhor Camii

 

Eski Van'ın Horhor bahçelerine yakın bir yerinde yer almaktadır. Kitabesi ve vakfiyesi bulunmadığından hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Mimari özelliklerine bakarak XVIII. yüzyıla tarihlendirilmektedir.
     Cami enine dikdörtgen planlı olup, güney ve doğu duvarları ile günümüze ulaşmıştır. Örtüsü de yıkık olan camide, kıble duvarının ortasına yerleştirilmiş taş mihrab önemlidir. Dışa taşıntılı mihrap, dikdörtgen taşıntılı mihrap dikdörtgen görünüşlü istiridye yivli kavsara ile sonlanan beş kenarlı niş şeklindedir. Mukarnaslı bir tepeliği bulunmaktadır. Üzerinde kök boyalarla yapılmış kalem işi süslemeler mevcuttur.

Abbas Ağa Camii (Kethüda Ahmet Camii)


Eski Van'ın kuzeybatı tarafında, Horhor Camii ile Ulu Cami arasında yer almaktadır. Kitabesi bulunmadığından kim tarafından ve hangi tarihte yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak mimari durumuna bakarak XVIII - XIX. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

Enine dikdörtgen planlı caminin duvarları sağlam olup, üst örtüsü yıkılmıştır. Duvarlar altta taş, üstte kerpiçle yapılmıştır. Harime kuzey cephenin ortasına açılmış bir kapıdan girilmektedir. Giriş ekseninde, kıble duvarının ortasına yerleştirilmiş yarım daire planlı bir niş şeklinde mihrap bulunmaktadır.

 

Akdamar Adası

20 dakikalık zevkli bir motor yolculuğundan sonra adaya ulaşılmaktadır. Üzerinde badem ağaçları bulunan ada eşsiz bir güzelliğe sahip. Adaya yaklaştıkça sivri külahlı kilise kalıntısı dikkat çekiyor. Kilisenin rengi günün hangi saatinde gittiğinize bağlı olarak değişiyor. Kimi zaman sarıya, kimi zaman kırmızıya, kimi zaman da griye çalıyor. Kilisenin yapıldığı andezit taşının bir özelliği bu. Akdamar Adası Kilisesi 915-921 yılları arasında Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından yaptırılmış. Mimarı ise Keşiş Manuel. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde, batısındaki Jamatoun 1793 tarihinde, güneyindeki Çan Kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiş. Kuzeyindeki şapelin tarihi ise bilinmemekte. Haç planlı Kilise, mimarisi kadar dış cephesini saran bitki ve hayvan motifli kabartmalarla da dikkat çekici. Kabartmaları yapan ustalar İncil ve Tevrat’tan sahnelerle günlük olayları anlatmışlar.

Çarpanak Adası
 

Van’ın merkezine yakın Dibekdüzü Köyü burnunun açığındaki adaya Van İskelesi veya köyün iskelesinden ulaşılıyor. Adanın kuzey yönünde kurulmuş olan Ctouts Manastır Kilisesi St. Jean’a adanmış. Batısında Jamatoun ve kuzeydoğusundaki şapel, kompleksi tamamlıyor. Manastır topluluğunun tarihi IX. yüzyıla kadar uzanıyor. Manastır gezisinden sonra adanın güzel kumsallı plajında güneşlenmek ve göle girmek ise bu gezinin küçük bir ödülü oluyor.