|
VAN |
 |
|
Arkeolojik araştırmalara göre Van ili yazılı
tarih öncesi dönemleri M.Ö. 5000 - 3000
yılları Kalkolitik dönem başlarına kadar
uzanmaktadır. M.Ö. 2000 yılında bu bölgede
ilk olarak devlet kuranlar Hurrilerdir. Daha
sonra Hurrilerin bölgedeki devamı olan yerli
kavimler tarafından M.Ö. 900 yıllarında
başkentleri Tuşba ( VAN) olan Urartu devleti
kurulmuştur. Urartular M.Ö. 612 yılına kadar
Van Bölgesinde güneyde yukarı Mezopotamya'ya
kadar uzanan topraklarda hüküm sürmüşlerdir.
M.Ö. IX. Yüzyılda Kral Sarduri tarafından
Van kalesi yaptırılmıştır. M.Ö. VII. Yüzyıl
başlarında Mezopotamya'dan Anadolu'ya
akınlar düzenleyen Asurlular, Van kalesini
ele geçirince, Urartular Tuşba yakınlarında
Rusahinili (Toprakkale) şehrini kurarak
varlıklarını devam ettirmişlerdir. M.Ö. 612
yılında Anadolu'ya gelen Medler, büyük
Urartu Kırallığı'na son vermişlerdir.
Yerleşik bir nizam kuramayan Med
Krallığı, Persler'e yenilip yıkılınca Van ve
yöresi M.Ö. 332 yılına kadar Pers, M.Ö. 129
yılına kadar Büyük İskender'in doğu
seferinden sonra Makedonyalılar ve M.Ö. 88
yılına kadar da Partların egemenliğinde
kalmıştır.
Tarihi dönem içerisinde Van ve yöresi
Romalılar ile Sasaniler arasında çatışma
sebebi olmuştur. M.S. 395 yılına kadar
Sasani, sonra da Bizans egemenliğinde
kalmıştır. Hz. Osman zamanında Bizans'ı
bozguna uğratan Müslüman orduları 644
yılında Van ve yöresini ele geçirmiş, bu
hakimiyet Emevi ve Abbasi devletleri
tarafından da sürdürülmüştür. Eskiden beri
Van bölgesinde yaşayan Ermeni azınlığı, kısa
bir süre Van çevresinde bir krallık kurmuş
ve İslam İmparatorluğu'na tabi olmuşlardır.
Hıristiyan sanatının mühim bir eseri olan
Akdamar Kilisesi, aynı adı taşıyan ada
üzerinde Kral Gagik tarafından 915-921
yılları arasında yaptırılmıştır.
Çağrı Bey döneminde Anadolu'ya keşif
amaçlı yapılan seferler, 1071 Malazgirt
zaferiyle neticelenmiş, Van ve çevresi Büyük
Selçuklular'ın egemenliğine girmiştir. Büyük
Selçuklular'dan sonra bir süre Eyyübi
egemenliğinde kalan şehir, 1230 yılında
Karakoyunlular'ın hakimiyetine girmiştir. Bu
tarihlerde eski Van şehrinde bulunan Ulu
cami, Karakoyunlu Yusuf tarafından
yaptırılmıştır. Karakoyunlular'ın Uzun
Hasan'a mağlup olmalarıyla Van ve havalisi
Akkoyunluların eline geçmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Safevi
Devleti'ni yenen Osmanlı orduları 1458'de
Van'ı fethetti ve bu fetih 1555 yılında
yapılan Amasya Antlaşması ile kesinlik
kazanmıştır. Van Beyler Beyliği'ne atanan
Hüsrev Paşa ve Kayaçelebizade Koçi Bey,
kendi adlarını taşıyan birer cami
yaptırmışlardır. Aynı dönemlerde "Kitap-ı
Lugat-ı Vankulu" adlı eser Vankulu Mehmet
Efendi tarafından hazırlanmıştır.
XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra
Van'da ekonomik bakımdan güçlü olan
Ermeniler ihtilal cemiyetleri kurarak
Ruslar'ın da desteğiyle silahlanmaya
başlamış, 1915'te bir çok kaza ve köyde
katliama girmişlerdir. Aynı yıl Van'ı istila
eden Ruslar, Ermenileri destekleyerek şehri
ateşe vermiş ve Osmanlı ahalisi şehri
boşaltmak zorunda kalmıştır. 1918 yılında
Van, yıkılıp yıkılarak büyük oranda nüfus
kaybına uğradığından, bugünkü yerinde
yeniden kurulmuştur.
Başlayan Türk harekatı karşısında işgal
ettikleri topraklardan çekilen Ruslar ve
Ermeniler, doğudaki aşiretlerin de
desteğiyle tamamen Anadolu'dan çıkarılmış ve
Türk ordusu 2 Nisan 1918' de Van'a girerek
şehri kurtarmıştır. 16 Mart 1921' de
imzalanan Moskova antlaşması ile Ruslar Van
ve Bitlis'e ait isteklerinden
vazgeçmişlerdir. 29 Ekim 1923'te Vilayet
merkezi olan Van'da Devlet ve belediye
tarafından alt yapı çalışmaları başlatılmış,
savaştan yakılıp yıkılan şehir yeniden inşa
edilmiştir.
Van İsminin Kaynağı bu konudaki
bilgiler tam olarak açıklığa kavuşturulmamış
ve bu bilgiler rivayetlerden öteye
gidememiştir. Evliya Çelebi ,
"Seyahatnamesi"nde Büyük İskender' in Van
Kalesi'ndeki Vank adlı bir mabet den
esinlenerek buraya Van adını verdiğini
söylemektedir. Bir rivayete göre de, şehri
genişletilip güzelleştiren VAN isimli şahsın
adından dolayı şehre bu ismi verilmiştir. Bu
konuda akla en yatkın görüş ise, Urartuca
Biane veya Viane'den çıkmış olduğudur. Çünkü
Urartulular kendilerine Bianili demişler ve
Urartuların hakim devrinde Biane adı altında
birçok şehir ve insan topluluğu Van şehrinde
toplanmıştır.
Eski Van ŞehriKalenin güneyinde eski
şehrin kalıntıları bulunuyor. Eski kent, I.
Dünya Savaşı sonuna kadar yerleşime açık
olmuş, sonra da tümüyle boşaltılmıştır.
Tarihi kent gezisi sırasında gezginler Ulu
Cami, Hüsrev Paşa Külliyesi, Kaya Çelebi
Cami ve çoğu tahrip olmuş eski evler,
|
|

Bir ekmek teknesidir Anadolu;
yüzyıllar boyunca binlerce uygarlığın iç
içe, barış içinde, kardeşçe yaşadığı, farklı
dinlerden, farklı kültürlerden fakat özünde
bir olan medeniyetlerin yoğrulduğu bir ekmek
teknesidir.
Her yöresinde ayrı bir güzellik, ayrı bir
maneviyat. Bir nevi tarihin şekillendiği
yerdir. Van şehri de bu güzellikleri
tarihi,gölü, yeşili,güneşiyle Anadolu'nun
önemli kentlerinden birisidir.Bir
zamanların Tuşpa'sından kimler gelip
geçmemiştir ki ; Frigler, Asurlular,
Persler, Yunanlılar, Makedonyalılar,
Romalılar, Safeviler, Ermeniler, Sasaniler,
Araplar... Her uygarlık kendinden bir
şeyler katmış, yeni tatlar kazandırmıştır
bu şehre ve bu kazanımlardan en
önemlilerinden bazıları kalelerdir. Van
Kalesi, Toprakkale, Hoşab Kalesi,
Çavuştepe Kalesi, Aznaf Kalesi, Çelebibağ
Kalesi olmak üzere adeta bir kaleler
cennetidir Van. Bunlardan en önemlisi Van
Kalesi'dir.
Van Kalesi; Van şehir merkezine 5 km.
uzaklıkta bulunan Van Gölü kıyısında ovaya
hakim bir yüksek kayalık üzerine inşa
edilmiştir. Büyük bir kaya kütlesi üzerine
inşa edilen kale; 20-120 mt. değişen
genişlikte, 1800 mt. uzunluğunda ve 100 mt.
yüksekliktedir. Tuşpa adıyla uzun süre
Urartu devletinin başkentliğini yapan
kale, Urartu kralı Lutupri'nin oğlu Kral
I.Sarduri tarafından M.Ö. 9 YY.'da
yaptırılmıştır. I.Sarduri'nin döneminde
çevredeki feodal beylikleri ve kabileleri
bir araya getirilip şimdiki Van'ın yerinde
Tuşpa adı verilen başkent
oluşturulmuştur.

Kale, Urartuların M.Ö. VII.
yüzyıl başlarında yenilerek Toprakkale'ye
taşınmaları üzerine Asurların eline
geçmiştir. 1915 yılına kadar sürekli iskan
edildiği bilinen kale, orta çağda Selçuklu
ve Karakoyunlular tarafından tahkim edilmiş,
son şeklini ise Osmanlı döneminde almıştır.

Urartuların inşa ettiği
kalelerin en görkemlilerinden birisidir Van
Kalesi. Iç kale ve dış kale olmak üzere iki
kısımdan oluşmaktadır. Iç kaledeki Urartu
döneminden kalma en önemli yapılar Sardur (Madır)
Burcu, sur duvarları, Urartu kralları Menua
ve I.Argişti'ye ait mezarlar, su sarnıcına
ulaşan Binbir Merdiven, Açıkhava tapınağı ve
Analıkız olarak bilinen iki ayrı tapınaktır.
Osmanlı döneminde kale
tamamen askeri amaçlı olarak kullanılmıştır.
Asıl şehir kalenin güneyinde kurulmuştur.
Burası da surlarla çevrilmiş. 1915 den
sonraki tahrip olmuş haliyle günümüze
ulaşmıştır.
Üç asır
boyunca Van'da hüküm süren Urartuların en
büyük özelliği Madır Burcu yazıtından
başlayarak, yaptıkları herşeyi gelecek
nesillere aktaracak yazılı kaynaklar
bırakmış olmalarıdır. Urartular’dan kalan
500'e yakın yazılı kaynaktan öğrendiğimize
göre göl ve dağlar onlar için son derece
kutsaldır. Urartular'da 79 tanrı ve
tanrıça bulunmaktadır.

Kalenin
önemli diğer bir yapısı da, I. Argişti'ye
ait kaya mezarıdır. Hemen bunun dışındaki
kaya üzerinde, Urartular'ın günümüze
ulaşan en uzun yazıtı olan Horhor
Yazıtları bulunur. Kalenin kuzeydoğu
tarafında II. Sarduri döneminde yapılmış
olan, iki anıtsal nişten oluşan ve bugün
halk arasında Analıkız olarak adlandırılan
bir açık hava tapınağı yeralmaktadır

Kale,
Urartuların M.Ö. VII. yüzyıl başlarında
yenilerek Toprakkale'ye taşınmaları
üzerine Asurların eline geçmiştir. 1915
yılına kadar sürekli iskan edildiği
bilinen kale, orta çağda Selçuklu ve
Karakoyunlular tarafından tahkim edilmiş,
son şeklini ise Osmanlı döneminde
almıştır.

Van
Kalesi'nin güneyinde yer alan yaklaşık
500.000 m²'lik Eski Van Şehri'nin
Urartular döneminde ne şekilde
kullandığına dair tarihi belge ve herhangi
bir iz bulunmamaktadır. Şehrin doğu, güney
ve batısı surlarla, kuzeyi ise Van Kalesi
ile çevrelenmiştir. Şehrin girişi surlarda
açılan dört kapı ile sağlanmaktadır.
Surların hangi tarihte ve kim tarafından
inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle
birlikte, bazı tarihi kaynaklarda ilk kez,
Akkoyunlular döneminde yörede "bat" adı
verilen topraktan yapıldığı belirtilir. Bu
eski şehirde (Tuşpa) Selçuklu dönemine ait
Ulu Cami, Osmanlı dönemine ait Hüsrev Paşa
Cami, Kaya Çelebi Cami, Hamamlar (Çifte
Hamam) Kümbetler (Ikiz Kümbet) ve çoğu
tahrip olmuş eski evler dikkat çekici
eserlerdir.
Van Kalesi
fethedildiğinde kalenin iç hisarı topraktan
olduğu için acele olarak tamir görmüş; aynı
yerin 1515'de taş ve topraktan yapılmasına
teşebbüs edilmiş ise de başarılı
olunmamıştır, Kale tamirinin, Van Eyaleti
sancak ve hükümet beyleri tarafından
yapılması, devlet hazinesinden ve halktan
hiç bir şey alınmaması usûldur.

Urartulardan Osmanlılar'a kadar yerleşime
sahne olan Van Kalesi'ne Osmanlı
döneminde, iç kale sur duvarları, iki
giriş kapısı, cephanelik, ambar, kuleler
ve Van'daki ilk Islam eseri olma
özelliğini taşıyan Süleyman Han Cami
eklenmiştir. Tahkimatı sağlayan beden
duvarları, burçlar ve kuleler moloz taş,
kerpiç ile kesme taş malzeme ile
yapılmıştır. Bu duvar ve tahkimatlar
kuzeyden kalenin siluetini
oluşturmaktadır. Osmanlı döneminde kale
tamamen askeri amaçlı olarak
kullanılmıştır. Asıl şehir kalenin
güneyinde kurulmuştur. Burası da surlarla
çevrilmiş. 1915 den sonraki tahrip olmuş
haliyle günümüze ulaşmıştır.
Osmanlı-Safevi
savaşlarında önemli bir askeri üs olan Van
Kalesi'ne, sulh bozulduğunda Safevi
askerlerinin ilk saldıracağı yerler
arasında bulunması sebebi ile, Osmanlılar
tarafından büyük önem verilmiştir. Nitekim
kalede bulunan mağaralara askeri malzeme
ve zahire doldurulmuş olup Divan-ı
Hümayun'dan Van beylerbeyliğine gönderilen
hükümlerde kalede bulunan silahların temiz
tutulup çürümesinin önlenmesi, zahireyi
bozulmaya bırakmayıp ahali ile
değiştirilmesi emredilmiştir. Kalenin
fethini müteakip burçlara ve bir kısım
mağaralara açılan deliklere çok sayıda
Balyemez Toplar yerleştirilmiştir.
1534-1535 yılları arasında gerçekleşen
Iran seferiyle Bağdat,Tebriz, Van gibi
önemli merkezler Osmanlıların eline
geçmiştir. Ancak aynı dönem içerisinde
Rumeli'de Macar Kralı Ferdinand ile
yaşanan bazı savaşlar sonucu Osmanlı
Devleti kuvvetlerini Rumeli'ye kaydırmış
ve bu dönemlerde Van ve çevresi tekrar
Safevilerin eline geçmiştir. Rumeli'deki
tehlikenin geçmesinin ardından Kanuni
Sultan Süleyman 29 Mart 1548 tarihinde
Osmanlı ordusunu Iran üzerine
yöneltmiştir. 15 Ağustos 1548'de Van
Ovasında Padişah otağı kurulmuş ve
Sadrazam Süleyman Paşaya Van Kalesinin
fethinin buyruğu verilmiş; 25 Ağustos 1548
tarihinde bir daha el değiştirmemek üzere
Osmanlı egemenliğine girmiştir.
Van Kalesi
fethedildiğinde kalenin iç hisarı
topraktan olduğu için acele olarak tamir
görmüş; aynı yerin 1515'de taş ve
topraktan yapılmasına teşebbüs edilmiş ise
de başarılı olunmamıştır, Kale tamirinin,
Van eyaleti sancak ve hükümet beyleri
tarafından yapılması, devlet hazinesinden
ve halktan hiç bir şey alınmaması usûldur.
Nitekim Kalenin bazı kısımları 1568, 1572,
1582 ve 1660/1661'de Van beylerbeyinin
nezareti altında sancak ve aşiret
beylerine tamir ettirilmiştir. Ancak,
Osmanlı-Safevi savaşları sebebiyle sancak
beylerinin kale tamiri yapamamaları
üzerine, bu işi devlet üstlenmiş ise de bu
usul 1774 yılına kadar devam etmiş; bu
tarihte gönderilen bir hükümle, tamirin
eskiden olduğu gibi Van eyaleti sancak
beylerinin kapı halkına ve ona tabi
olanlara yaptırılması emredilmiştir.

Van Kalesi, şehri,
şehir halkını ve sefer için gerekli
malzemenin muhafazası yanında, suç
işleyenler için bir çeşit hapishane
vazifesi görmüştür.Nitekim Nisan 1568'de
Tebriz'den gelip Van pazarında Hz.
Muhammed'e küfrettiği sabit olan Şükrullah,
Van Kalesi'ne hapsedilmiştir. Yine Aralık
1577'de şah-kulu Alaeddin, suçundan dolayı
Kaleye hapsedilmiştir. Van Kalesi'nde kale
görevlileri iç hisarda oturmakta olup
sayıları şartlara göre değişmektedir.
Nitekim 1577'de Van'dan Erciş Kalesi'ne
kale muhafızı gönderilirken, 1635'de
Safevilerin Van'ı muhasarası, IV. Sultan
Muradın Şark seferi sebepleriyle Van
Kalesi'ne 100 nefer cebeci tayin
edilmiştir. Kaledeki topçular, topçu
başıları tarafından talim ve terbiye
görmektedir. Evliya Çelebi'ye göre yaz-kış
tüm hisarlarla beraber Van Kalesi'nde 500
kişi nöbet beklemekte, kolluk tutan ağa ve
çavuşların sayıları 24'ü bulmaktadır. Bir
saldırı olduğunda saldırı, meşale yakmak,
mehter çalmak gibi usullerle haber
verilmektedir. Kale burcuna yağan karların
süpürülmesi kalede oturan Hristiyanların
görevidir.

Van kalesi
bugünde ayakta olmasına rağmen bakım ve
ilgiden yoksundur. Umarız bu tarih
abidemiz gelecek nesillere ulaşır.
|
|
|
Türkiye’de
kedilerden bahsederken ilk akla
gelen türlerin başında gelir Van
kedisi: Cana yakınlığı, beyaz,
ipeksi kürkü, aslan yürüyüşü,
tilki kuyruğuna benzeyen uzun ve
kabarık kuyruğu, değişik göz
renkleri ve suya olan düşkünlüğü
ile. Van Kedisi, dünya üzerinde
melezleşmeyen, saflığını
koruyabilmiş canlıların başında
gelir. Bu özelliği onu, hem kedi
dünyasının hem de diğer
canlıların yıldızı haline
getirir.
Anadolu’ya tam olarak ne zaman
ve nasıl geldiği bilinmeyen Van
kedileri, diğer canlılarda
olduğu gibi bulunduğu bölgenin
şartlarına ayak uydurdular.
Türkiye’nin en yüksek dağlarının
bulunduğu Doğu Anadolu
bölgesindeki yüksek sıcaklık
farklarına kürkleri sayesinde
kolayca ayak uydurabilir Van
kedileri. Yılda en az 6 ay
karlarla kaplı bu bölgede uzun
tüyleriyle kar ve soğuktan
korunurken, yazın birden ısınan
hava nedeniyle tüylerini dökerek
Van Gölü’nün ılıman iklimine
uyum sağlarlar. Ancak yaygın
olan yanlış bir inanış vardır
ki, o da bu kalın kürkü
nedeniyle Van kedilerinin
üşümediğidir. Halbuki, kediler,
kürkleri kalın olmasına rağmen
soğuktan etkilenir ve üşürler.
Van kedilerinin diğer kedilerden
ayrılan ilginç bir özelliği
vardır. Bu kediler suyu çok
severler ve yüzerler. Eğer suya
doğru gidiyorsa, bu
zorunluluktan değil, sadece
zevktendir. Özellikle ılık ve
sığ sularda yüzmeyi seven Van
kedileri, evlerde musluktan
damlayan sulara pati atar ya da
banyoda size eşlik eder.
Özellikleri
Van kedilerinin özelliklerinden
biri tüylerindeki iki
renkliliktir. Hatta bu iki
renklilik karakteristik bir
özellik olarak bilinir. Bu
farklı renkler kulaklarının
çevresinde ve kuyruğunda olmak
üzere vücudunun iki farklı
bölgesinde bulunur. Çok nadir
olarak da vücudunda görülebilir.
Van Kedisi'nin postu kalın,
tüyleri normal uzunluktadır.
Yazın diğer kediler gibi tüy
değişimi yaşar ve o dönemde
tüyleri azalır. Kışın yeniden
eski rengini ve beyaz bir kar
topu halini alır. Bu uzun
kuyruklarına sahip olmakta bazen
zorlanabilirler; öyle ki,
başlarını kollarının üzerine
koyup, kuyruklarını altlarına
alırlar. Van kedileri, diğer
türlere oranla biraz daha
iricedir. Erkeklerde vücut
ağırlığı ortalama 3,5kg, iken
dişilerde 2.8kg. olur. Vücutları
uzun ve kaslı bir yapıda ve
kemikleri iridir.

Kocaman, geniş pembe kulaklara
sahip Van kedisi. Kulaklarda
dibe doğru bir yuvarlaklık göze
çarpar. Bazen yavruların iki
kulağı arasında bir-iki siyah
benek görülebilir. Van
kedilerinde sağırlığın yaygın
olduğu sanılsa da bu Ankara
kedisinin bir özelliğidir. Van
kedileri, tek göz ve mavi gözlü
kedilerde ancak %2-3 civarında
sağırlık vardır.
Van kedileri gözleri ve tüyleri
nedeniyle Ankara kedisi ile
sıkça karıştırılır. Van
kedilerinin gözleri her ikisi
mavi, her ikisi kehribar veya
bir gözü mavi diğer gözü
kehribar renkte olmak üzere üç
çeşit olabilir. Mavi renk, daima
turkuvaz mavisi özelliğinde
olurken, kehribar rengi farklı
tonlarda görülebilir. Mavi gözlü
kedilerde, mavi gözlü kısa,
kadife kürklü ve mavi gözlü-uzun
ipek kürklü kediler diye
ayrılır.
Van kedilerinde, yeni doğan
yavruların gözleri grimsi
renktedir. Yavru kedinin
doğumundan 25 gün sonra göz
renkleri farklılaşmaya başlar ve
40 gün sonra da göz renkleri
netleşir.
Van kedileri, her yıl Şubat,
Mart ya da Haziran aylarından
birinde kızgınlık periyoduna
girerler. Bu periyot yaklaşık 10
gün sürer. Kızgınlık döneminde
gebe kalırlarsa genellikle o yıl
içinde bir daha kızgınlık
göstermezler. Gebelik süresi 62
gündür. Gebeliğin birinci
ayından sonra karın şişmeye
başlar ve bu dönemden itibaren
karnını kimseye dokundurtmaz.
Van kedisi de diğer kedilerde
olduğu gibi gözlerden uzakta
doğurmayı sevdiğinden, birinci
ayın sonundan itibaren ıssız ve
karanlık yer aramaya başlar. Van
kedisi bir batında dört yavru
doğurur.
Van kedisi yavrularında
genellikle iki kulak arasında
bir - iki siyah nokta olduğu
görülür. İki siyah nokta taşıyan
yavruların çoğu tek renk gözlü
olur. Ve bu siyah noktalar,
adeta tek-göz kedilerin
mührüdür. Ancak baştaki bu siyah
noktalar doğumdan sonra bir iki
ay içinde kaybolur. Ve bazen
sayıları 8-30 arasında değişen
miktarda siyah kıllar olarak
kalır.
Kediler bir sahipten çok bir
mekanı benimserler. Kendi
hakimiyetlerini kurdukları
alanlarda yabancı bir kedinin
barınmasına çoğu zaman
imkansızdır. Kedilerin mekan
değiştirmekteki inatçılığı, Van
kedilerinde fazla görülmez.
Kediler, yeni yerlerine
alışamıyor veya beğenmiyorsa
eski evine dönmeye çalışırlar.
Hatta kendi evine dönmeye
çalışırken kilometrelerce yol
kat etmiş kedileri
duymuşsunuzdur. Van kedilerinin
farkı, bu yeni yaşama alanlarına
20-30 gün içinde adapte
olabilmeleridir.
Van kedisi, sevilmekten çok
hoşlanır ve kendisine gösterilen
sevgiye aynı şekilde karşılık
verir. Sevgi istekleri özellikle
gebelik döneminde daha artar.
Kendisini sevenlerin kucağına
çıkıp, okşayan elleri önce
hafifçe ısırır sonra yalayarak
sevgi gösterisinde bulunur ve
mırıldanır. Yemeği verildiğinde
yemeden önce minnet göstermek
için bacaklara sürünme huyu
vardır. Tuvalet ihtiyacını
duyduğunda da, kapının önüne
giderek miyavlayarak kapının
açılmasını ister, eğer kapıyı
açan yoksa bunu kendi başına
halletmeye karar verir ve kapı
koluna uzanıp çekerek kapıyı
açar.
Van kedileri kendi aralarında ve
insanlarla haberleşmek için bir
takım sesler çıkarırlar.
Çıkarılan bu sesler onların
hissi durumları ile ilgilidir.
Kedilerin miyavlamaları
isteklerine göre çeşitlilik
gösterir. Bu miyavlamanın bir
kısmı insanlarla olan
ilişkileri, bir kısmı
yavrularıyla veya erişkinlerde
seksüel aktivite ilgili
haberleşme şeklidir.
İhtiyaçlarına göre çıkardıkları
seslerin yüksekliği ve
frekansları değişir. Van kedisi
sabahleyin sahibiyle
karşılaşmasında yüksek sesle
miyavlayarak sevincini gösterir.
Acıktığında mutfak kapısına
doğru giderek, acıktığını
belirtecek şekilde miyavlar.
Ankara Kedisiyle
Farkları
Van kedisi diğer türler içinde
en çok Ankara kedisi ile çok
karıştırılır. Halbuki çok
belirgin farklıları vardır iki
türün. Bunlardan bazıları:
Van kedisinin gözleri badem
şeklinde ve kehribar
rengindeyken Ankara kedisinin
gözleri yuvarlak yapıda ve
mavi-sarı renktedir.
Van kedisinin yüzü daha
yuvarlak, Ankara kedisinin
sivridir.
Van kedisinin baş ve kuyruk
kısmında sarı lekeler bulunur,
Ankara kedisi ise genellikle
bembeyazdır.
Ve Van kedisinin tüyleri Ankara
kedisine göre daha kısadır.
Kaynak: Kedigen.Com
|
|
|
|
|
Van Gölü veya yöresel
adıyla Van Denizi, Tatvan ilçesi
sınırları içinde bulunan Nemrut volkanik
dağının patlaması sonucu oluşan kraterde
biriken suların oluşturduğu varsayılan
volkanik bir göldür.
Çok sayıda koyu
bulunan Van Gölü'nün yüzölçümü 3.713
km²'dir. Van Gölü hem tatlısu hem de
deniz ekosistemlerinden farklı bir sucul
ekosistemdir. Suları tuzlu ve sodalıdır.
Göl suyu tuzluluk oranı %o19, pH'sı ise
9.8 dir. Göl su seviyesi iklime bağlı
olarak yükselip, düşmektedir. Ancak
ortalama olarak denizden yüksekliği 1646
metredir. Gölün ortalama derinliği 171
m, en derin yeri ise 451 metredir. Gölün
doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar;
Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş
adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik
özelliğe sahiptir ve 1990 yılında
Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmişlerdir.
Göl üzerinde feribotlarla Tatvan-Van
demiryolu bağlantısı sağlanmakta; aynı
zamanda bu demiryolu, İstanbul-Tahran
demiryolu hatlarını da bağlamaktadır.
Van Gölü dünyanın en
büyük sodalı gölüdür. Gölün tuzlu-sodalı
suları, biyolojik çeşitliliği
sınırlamaktadır. Gölde bilinen 103 tür
fitoplankton, 36 tür zooplankton ve tek
bir tür balık (inci kefalı,
Chalcalburnus tarichi) yaşamaktadır. Göl
etrafı karadan 430 km.'dir.
|
|
|
Ulu Cami
|
|
Eski
Van şehrinde Tebriz Kapı ile
İskele Kapı arasında yer
almaktadır. Bugün oldukça harap
olan yapıyı, 1913'deki W.
Bachman'ın fotoğraf ve çizimleri
ile 1970-1971 sezonlarında Prof.
Dr. Oktay Aslanapa'nın yapmış
olduğu kazılarda elde edilen
buluntularla tanımak mümkün
olmuştur. 0. Aslanapa'nın camiyi
14. yüzyıl başlarına
tarihlendirmesine karşın, tarihi
sürece ve yapı hususiyetlerine
baktığımızda Selçuklu devrinde
yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.
15 71 tarihli Van vilayeti evkaf
tahrir defterinde Cami-i Kebir'in
Şah-ı Ermen evkafından olduğunun
belirtilmesi bunu teyid
etmektedir.
İşte Ulu Cami, Van Gölü
çevresinde hakimiyet kuran
Ahlatşahlar'dan I. Sökmen
(1100-1112) veya II. Sökmen
(1128-1185) zamanında yapılmış
olduğu kabul edilmektedir.
Dikdörtgen planlı cami, mihrab önü
kubbeli ve çok destekli camiler
grubuna girmektedir. Camiye kuzey
duvarın batı köşesine açılmış bir
taç kapıdan girilmektedir. Kuzey
tarafına Osmanlı döneminde bir
bölüm eklenmiştir. İç mekan,
mihrab önünü örten mukarnaslı bir
kubbe ile, bunu yanlardan
çevreleyençapraz tonozlarla örtülü
bölümlerden oluşmaktadır. Günümüze
kadar ulaşan minaresi kuzeybatı
köşede yükselmektedir. Tuğladan
silindirik gövdeli olup, şerefeden
sonrası yıkılmıştır. Günümüze
ulaşmasa bile, aslında, süsleme ve
mimari özellikleri bakımından
oldukça hususiyetli iç mekana
sahip olduğu eski resimlerden
anlaşılmaktadır. Süslemeler iç
mekan duvarlarında, mihrab ve dış
cephedeki taç kapıda
yoğunlaşmıştır. Tuğla ve alçıdan
yapılmış süslemeler geometrik,
bitkisel ve yazı örneklerinden
oluşmaktadır.
Bugün minaresi ile temel
seviyesinde duvarları mevcut
yapının Van'da Selçuklu izlerini
göstermesi açısından önemi
büyüktür. |
|
Kayaçelebi Cami
|
Eski
Van’ın günümüzde kullanılan tek
mimari eseri olan Cami, 17.y.y.’da
yapılmıştır. Plan ve mimari
bakımından Hüsrev Paşa Camii örnek
alınarak yapılan Kayaçelebi Cami,
kare planlı olup üzeri tromp
geçişli bir kubbe ile örtülüdür.
Kuzeyde beş gözlü son cemaat yeri
ve kuzeybatıda dışa taşıntı yapan
bir minare ile küçük bir avlu
yapıyı tamamlamaktadır. Yapımında
renkli taş kullanılmıştır.
|
|
Hüsrev Paşa Cami ve
Külliyesi
|
|
Eski
Van Şehri’nde yer alan
külliyenin, çekirdeğini Hüsrev
Paşa Camii oluşturmaktadır.
Mimar Sinan’ın eseri olan Cami,
1567 tarihlidir. Yaklaşık kare
planlı olan harim mekanının
üzeri tromp geçişli bir kubbe
ile örtülüdür. Beş gözlü son
cemaat yeri yıkılmıştır.
Kuzeybatıda minare yer alır.
Kapı üzerinde kitabesi
bulunmaktadır. İç mekan, beden
duvarları ile kubbe kasnağında
yer alan çok sayıdaki pencere
ile aydınlatılmıştır. 2.00 m.
yüksekliğe kadar duvarları
kaplayan çinilerin Rus işgali
sırasında sökülerek Leningrad
Müzesi’ne götürüldüğü
söylenmektedir. Süslemelerin
birçoğu günümüze ulaşamamıştır.
Dışa taşıntılı mihrap kalker
taşından yapılmıştır. Dış
cephedeki renkli taş işçiliği
dikkat çekicidir. Cami dışında
külliye, medrese, imaret, sıbyan
mektebi, han, hamam, türbe ve
misafirhaneden meydana
gelmektedir. |
|
Kızıl Cami
|
|

Eski Van'ın doğusunda
Tebrizkapı mahallesinde
bulunmaktadır. Sinaniye Cami
veya Tebriz kapısı Camisi olarak
da adlandırılmaktadır. Bugünkü
caminin minaresi Selçuklu
döneminden, cami kısmı ise,
Osmanlı devrinden kalmadır.
Üzerinde kitabe bulunmadığından
hangi tarihte yapıldığı belli
değildir.
Selçuklu devrinden kalma
minare kare kaide üzerinde
silindirik gövdeli olarak
yükselmektedir. Kaide kısmı
kesme taş, gövde tuğladan
gerçekleştirilmiştir. Gövde
üzerinde geometrik geçmeli bir
şerit dolanmaktadır. Bu şeridin
alt ve üst kesimlerinde baçini
olarak adlandırılan çini
tabaklar yer almaktadır. Bu
minarenin de üst kesimi
yıkılmıştır.
Sonradan yapılan cami enine
dikdörtgen planlı olup, orta
bölüm kubbe yanlar beşik
tonozlarla örtülmüştür. Camiden
duvarların bir kısmı gelmiş ve
üst örtü tamamen yıkılmıştır.
Camiye kuzey cepheye açılmış bir
kapıdan girilmektedir. Biri son
cemaat yerinde, diğeri harimde
olmak üzere iki mihrabı
bulunmaktadır.
Minare ve cami farklı
dönemlere işaret etmektedir.
Yalnız minare, Selçuklu
devrinden önemli bir kalıntıdır.
|
|
|
|
Eski Van'ın Horhor bahçelerine
yakın bir yerinde yer
almaktadır. Kitabesi ve
vakfiyesi bulunmadığından hangi
tarihte ve kim tarafından
yaptırıldığı bilinmemektedir.
Mimari özelliklerine bakarak
XVIII. yüzyıla
tarihlendirilmektedir.
Cami enine dikdörtgen
planlı olup, güney ve doğu
duvarları ile günümüze
ulaşmıştır. Örtüsü de yıkık olan
camide, kıble duvarının ortasına
yerleştirilmiş taş mihrab
önemlidir. Dışa taşıntılı
mihrap, dikdörtgen taşıntılı
mihrap dikdörtgen görünüşlü
istiridye yivli kavsara ile
sonlanan beş kenarlı niş
şeklindedir. Mukarnaslı bir
tepeliği bulunmaktadır. Üzerinde
kök boyalarla yapılmış kalem işi
süslemeler mevcuttur.
|
Abbas
Ağa Camii (Kethüda Ahmet Camii)
|
Eski Van'ın kuzeybatı tarafında, Horhor
Camii ile Ulu Cami arasında yer almaktadır.
Kitabesi bulunmadığından kim tarafından ve
hangi tarihte yaptırıldığı kesin olarak
bilinmemektedir. Ancak mimari durumuna
bakarak XVIII - XIX. yüzyıllara
tarihlendirilmektedir.
Enine dikdörtgen planlı caminin duvarları
sağlam olup, üst örtüsü yıkılmıştır.
Duvarlar altta taş, üstte kerpiçle
yapılmıştır. Harime kuzey cephenin ortasına
açılmış bir kapıdan girilmektedir. Giriş
ekseninde, kıble duvarının ortasına
yerleştirilmiş yarım daire planlı bir niş
şeklinde mihrap bulunmaktadır.
|
|
|
Akdamar Adası
|
|
20
dakikalık zevkli bir motor yolculuğundan
sonra adaya ulaşılmaktadır. Üzerinde
badem ağaçları bulunan ada eşsiz bir
güzelliğe sahip. Adaya yaklaştıkça sivri
külahlı kilise kalıntısı dikkat çekiyor.
Kilisenin rengi günün hangi saatinde
gittiğinize bağlı olarak değişiyor. Kimi
zaman sarıya, kimi zaman kırmızıya, kimi
zaman da griye çalıyor. Kilisenin
yapıldığı andezit taşının bir özelliği
bu. Akdamar Adası Kilisesi 915-921
yılları arasında Vaspurakan Kralı I.
Gagik tarafından yaptırılmış. Mimarı ise
Keşiş Manuel. Kilisenin kuzeydoğusundaki
şapel 1296-1336 tarihlerinde,
batısındaki Jamatoun 1793 tarihinde,
güneyindeki Çan Kulesi 18. yüzyıl
sonlarında ilave edilmiş. Kuzeyindeki
şapelin tarihi ise bilinmemekte. Haç
planlı Kilise, mimarisi kadar dış
cephesini saran bitki ve hayvan motifli
kabartmalarla da dikkat çekici.
Kabartmaları yapan ustalar İncil ve
Tevrat’tan sahnelerle günlük olayları
anlatmışlar.
|
Çarpanak Adası
|
|
Van’ın
merkezine yakın Dibekdüzü Köyü
burnunun açığındaki adaya Van İskelesi
veya köyün iskelesinden ulaşılıyor.
Adanın kuzey yönünde kurulmuş olan
Ctouts Manastır Kilisesi St. Jean’a
adanmış. Batısında Jamatoun ve
kuzeydoğusundaki şapel, kompleksi
tamamlıyor. Manastır topluluğunun
tarihi IX. yüzyıla kadar uzanıyor.
Manastır gezisinden sonra adanın güzel
kumsallı plajında güneşlenmek ve göle
girmek ise bu gezinin küçük bir ödülü
oluyor. |
|
|
|
|